19 Nisan 2014 Cumartesi

MECLİS MUHAFIZ TABURU ÜZERİNE

23 Aralık 2011, 03:50
Bu makale 1840 kez okundu
MECLİS MUHAFIZ TABURU ÜZERİNE
Seyfullah ÇİÇEK

91 yıl önce Atatürk’ün emriyle kurulan Meclis Muhafız Taburu, bilindiği üzere sessiz sedasız yerini polislere bıraktı.


Anadolu Ajansı’nın konuya ilişkin 18 Aralık 2011 tarihli haberinde şu satırlar çarptı gözlerimize:

“Mustafa Kemal Atatürk'ün emri ile Piyade Üsteğmen İsmail Hakkı Tekçe tarafından 18 Temmuz 1920 tarihinde dokuz mangalı olarak kurulan taburun Meclisten taşınmasıyla ilgili son yıllarda tartışmalar yaşanmıştı.

Ağustos 1920’de Muhafız Bölüğü, 16 Ekim 1920’de ise TBMM Başkanı Özel Kalem Müdürlüğü’nün yazısı ile Muhafız Taburu olarak yeniden teşkilatlandırıldı. 28 Mart 1921 ile 1 Mart 1923 tarihleri arasında İkinci İnönü, Sakarya ve Büyük Taarruz muharebelerine katılan ve bu muharebelerde 7 subay, 15 erbaş, er olmak üzere 22 personelini şehit veren tabur, Büyük Taarruzdan sonra TBMM ve Başkanını korumak ve kollamak görevini sürdürdü.


Haber şu şekilde devam ediyordu:


“Tabur, 20 Nisan 1924′de Türkiye Büyük Millet Meclisi Muhafız Taburu adını alırken, 1 Haziran 1927 tarihinde teşkilatı genişletilerek, “Türkiye Büyük Millet Meclisi Muhafız Alayı” haline getirildi. Eylül 1939’da 64. Tugay olarak yeniden teşkilatlandırıldı. 9 Mayıs 1940’da Çatalca’ya hareket eden ve 64. Tümen olarak kurulan tabur, İstanbul Komutanlığı ve 4. Kolordu Komutanlığı emrinde görevlendirildikten sonra 1948 yılında lağvedildi.


Ankara’da bırakılan Türkiye Büyük Millet Meclisi Muhafız Bölüğü, önce kıta, tabur ve 1953 yılında alay seviyesine yükseltildikten sonra “Riyaset-i Cumhur Muhafız Alayı” yani Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı adını aldı.”


Şimdi dilerseniz önce bu haberi bir yorumlayalım, sonra da bazı bilgiler ekleyelim.


Atatürk 23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’ni açmaya karar verdiği sıralarda, Ankara’da gözle görülür, elle tutulur düzenli askeri birlik yoktu. Bu nedenle,
Ardahan’da bulunan 3.Kafkas Tümeni 8.Alay’da görevli Üsteğmen İsmail Hakkı (Tekçe)’yi 17 Nisan 1920’de yanına alır.


TBMM
’nin ve ülkenin iç güvenliği ise Çerkez Ethem ve adamlarına havale edilir.


İlk başlarda iç isyanların bastırılmasında büyük başarılar gösteren Çerkez Ethem, zamanla ağabeyleri Tevfik ve Reşit Beyler’in dolduruşuna gelerek başına buyruk hareket etmeye ve verilen emirleri dinlememeye başlar. Düzenli ordu kurulmasına karşı çıkar. Daha doğrusu, “Neydim ne oldum” havalarına girer.
Bu işin böyle yürümeyeceğini anlayan Mustafa Kemal Paşa, başka arayışlara yönelmek zorunda kalır.


Üstteğmen İsmail Hakkı Bey
’e; 18 Temmuz 1920’de 3 çavuş ve 81 erden oluşan 9 mangalı bir Muhafız Takımı kurdurur.


Ancak bunu yeterli görmez. Ethem’in olası herhangi bir densizliğine karşı koyabilecek çapta “gözü kara fedailere” ihtiyacı vardı.


Aradığı kişi; 29 Mayıs 1919’da Havza’da görüşüp hayran kaldığı çete savaşlarının uzmanı Osman Ağa ve Giresun Uşakları olamaz mıydı? Niçin olmasındı!


15. Kolordu Komutanı Kazım Paşa (Karabekir)’nın da yakından tanıdığı Osman Ağa’ya, I.Dünya Savaşı’nda “Teşkilat-ı Mahsusa”daki başarılı hizmetlerini yakından bilen İsmet Bey (Paşa) de kefil olunca, karar verilir.


Osman Ağa
ve Giresun Uşakları bundan böyle Mustafa Kemal Paşa’nın ve TBMM’nin korumasını üstlenecekler yani Muhafızı olacaklardı.


Ancak, en küçük bir tereddüt kalmaması için Osman Ağa ve Giresun Uşakları’nın faaliyetlerinin bir de yakından izlenmesi gerekiyordu. Bu görev de, Cebeli Bereket (Osmaniye) Milletvekili Miralay Rasim Bey’e verilir.


Ömer Sami Coşar, Albay Rasim Bey
’in Giresun’a gönderiliş sebeplerini şu sözlerle ifade ediyor:


“Miralay Rasim Bey’in, Giresun’a gizlice gönderilmesinin sebeplerinden biri de, Osman Ağa’nın bir başka (Çerkez Ethem) olup olmadığı, Giresun’da böyle bir olayın patlak verip vermeyeceği hususlarını tahkik eylemekti. Fakat hadiseler göstermiştir ki, Osman Ağa, tamamiyle Mustafa Kemal Paşa’ya ve yürütmekte olduğu davaya bağlıdır.”


(Atatürk’ün Muhafızı Topal Osman, s.51)


***


OSMAN AĞA ANKARA’YA ÇAĞRILIYOR


Albay Rasim Bey
’in raporu, Mustafa Kemal Paşa’nın Osman Ağa hakkındaki olumlu düşüncelerini doğrular. Demek ki yanılmamıştı. Paşa, Osman Ağa’nın hemen Ankara’ya gelmesini emreder.


Emri alan Osman Ağa, bu sıralarda Samsun ve civarında eli kanlı Pontus çetelerini temizlemekle görevli birliklerini denetlemeye gider.


Ankara,
bu sıralarda tüm dikkatlerini, Hasan İzzettin Dinamo’nun;


“Merzifon’da bir yanındaki geniş, düz bir alan üzerinde ak yağlı boyayla boyanmış Amerikan Koleji’yle Amerikan Hastanesi uygarlığın pırıl pırıl birer kuruluşu olarak bu yoksul toprağı süslüyordu”
(Kutsal İsyan, c.5, s.503) dediği bu iki kuruluş üzerinde yoğunlaştırmıştı. Çünkü Amerika gibi dünyanın bir numaralı devletinin adını taşıyan bu iki kurumun masum dış görünüşleri, bazı gizli faaliyetleri perdelemeye çalışıyor ise de, yine de şüpheleri üzerine çekmekten kurtulamıyordu. Bir şeyler yapmak lazımdı, ama nasıl?


Yine Dinamo’ya dönelim:


“…Mustafa Kemal, Merzifon’daki Amerikan kuruluşlarının, Tavşandağlı Rumlarının yataklık ettiği Pontosçularla sıkı ilişki kurduğunu biliyordu. Bu sorunun da çözümlenmesine sıra geldiğini anladığından Pontosçuların azraili Topal Osman
’ı Ankara’ya çağırttı.” (a.g.e., s.504)


Sonuç olarak, Osman Ağa’nın Ankara’ya çağrılış sebeplerinden en önemlilerinden biri M.Kemal Paşa’nın muhafızlığı ise de, diğer bir önemli sebebi de Pontus işinin kökten halledilmesi işiydi.

Osman Ağa, onlarca olumlu unvanının en başına, “Atatürk’ün ve Bu Milletin
Muhteşem Fedaisi” (Murat Sertoğlu, Atatürk’ün Fedaisi Topal Osman) ve “Yunan’ın Pontos Devleti Hayallerine Darbe Vuran Adam” (Ö.Sami Coşar, Atatürk’ün Muhafızı Topal Osman) unvanlarını ekleterek, her ikisini de alnının akıyla başarmıştır.

***


OSMAN AĞA VE GİRESUN UŞAKLARI ANKARA YOLLARINDA


Osman Ağa
, aba-zıpkalı, tam donanımlı 90 kişi hazırlayarak, 14 Ekim’de motorla yeniden Samsun’a doğru yola çıkar. Samsun’da coşkuyla karşılanırlar. Bir hafta kaldığı Samsun’da çetesini son bir defa daha denetler. Mülki ve askeri erkanla bir dizi görüşmeler yapar. Bu 90 kişinin 75’ini Giresun’a geri göndererek, 15 seçme adamayla yoluna devam eder.


Çileli bir yolculuktan sonra 29 Ekim 1920 tarihinde İnebolu açıklarına gelirler. Ancak fırtına o kadar şiddetlidir ki, kıyıya yanaşmak mümkün değildir. Bu durum karşısında Osman Ağa, denizcilikte de usta olduğunu gösterir. Açıkta alabora olup batmaktansa, kıyıda bir sayın üzerine bindirmeyi daha akıllıca bulur. Emri hemen uygulanır. Motor büyük bir çatırtıyla parçalanır. Kendilerini karşılamak üzere oraya toplanmış olan kahraman İnebolulular’ın merak ve endişe dolu bakışları arasında hemen denize atlarlar. İnebolulu kayıkçıların da yardımıyla sağ salim kıyıya çıkarılırlar.


Olayı bir de Nurettin Peker’in “İstiklal Savaşı’nda İnebolu-Kastamonu” adlı eserinden görelim:


“Giresun Belediye Reisi ve Müdafaai Hukuk Başkanı Osman Ağa ve emrindeki 15 kişilik gönüllü müfrezesi, Samsun’dan İnebolu’ya 29 Ekimde geldi. Karadeniz’e mahsus zıpka başlık giyinmiş, gümüşlü silahlar kuşanmış, kıvrak yürüyüşlü delikanlılardan seçilmiş olan bu müfreze Kaymakam, Müdafaai Hukuk Reisleri ve Kuvayi Milliye Müfrezesi tarafından karşılandı.


Rıza Bey tarafından İnebolu’da bir iki gün ağırlanan bu vatan çocuklarının bu kalışları İneboludaki Pontos’çu şımarık Rumları titretmiş ve başını alan savuşmuştu.”
(Atatürk’ün Muhafızı Topal Osman, Ö.Sami Coşar, s.49; ayrıca Kutsal İsyan, H.İ.Dinamo, c.5., s.505’de de benzer ifadeler vardır..)


Osman Ağa
ve Giresun Uşakları, Kastamonu üzerinden 9 Kasım 1920 tarihinde Ankara’ya ulaşır.


Cebeli Bereket Mebusu Albay Rasim Bey
onları karşılayıp, dinlenmeleri için Taşhan’a yerleştirir. Ertesi gün Salih Bozok ile Recep Peker, Paşa’nın kendilerini Direksiyon Konağı’na yemeğe davet ettiğini söylerler.


Yanına oğlu İsmail ile Mustafa Kaptan ve Asım Bey’i de alan Osman Ağa, bu davete icabet eder. Paşa onları çok sıcak karşılar. Akşam yemeğine alıkoyar. Memleketin durumunu, Ankara’da olup bitenleri konuşurlar. Geç saatlerde Taşhan’a dönen Osman Ağa ve Giresun Uşakları, heyecanla ertesi günü beklemeye başlarlar




Atatürk’le Osman Ağa (arkası dönük olan) el sıkışıyor.

***


OSMAN AĞA VE GİRESUN UŞAKLARI ATATÜRK’ÜN HUZURUNDA


Nihayet ertesi gün yani 11 Kasım 1920 tarihinde beklenen müjde gelir. TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa onları hep beraber Çankaya köşküne beklemektedir. Uşaklar aba zıpkalarını özenle giyinirler. Çapraz fişekliklerini, yağdanlıklarını, kavdanlıklarını, kamalarını, tabancalarını kuşanır, mavzerlerini omuzlarına asarlar.


Bu arada Keşaplı Köseoğlu Hamit, ayrılmaz bir parçası olan kemençesini koltuğunun altına sıkıştırmayı ihmal etmez.


Osman Ağa
ise, haki renk subay üniforması, samur kalpağı, çizmesi, kaması ve tabancasını çoktan kuşanmış, uşakların hazırlanmasını beklemektedir.




Osman Ağa, göreve hazır!

Hepsi düğün neşesi ve bayram sevinci içindeki Uşakları, Osman Ağa son bir defa daha kontrolden geçirir. Düğmelerinden aksesuarlarına, başlıklarından çizmelerinin boyasına kadar titizlikle inceler. Hazır olduklarını görünce yola çıkarlar. Çankaya Köşkü’ne varırlar. Osman Ağa’nın tek sıra halinde esas duruşa geçirdiği zıpkın gibi Giresun Uşakları, büyük bir disiplin içinde Paşa Hazretleri’ni beklemeye başlarlar.

Nefesler tutulmuştu. Çıt çıkmıyordu. Biraz sonra TBMM Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri tüm ihtişamı ile karşılarında belirir. Rüya mı görüyorlardı, ne?


Bundan sonrasını Erden Menteşeoğlu’nun “Yakın Tarihimizde Osman Ağa ve Giresunlular” adlı kitabından
(s.109) okuyalım:


“…Mustafa Kemal Paşa keskin bakışlarıyla onları tek tek süzdü. Hatırlarını sorup isimlerini aldı. Aba zıpka ve başlıklı özel giysileri ile aksesuarlarını tek tek sorarken Osman Ağa, ‘yağdanlık, kavdanlık, fişeklik…’diye adlarını söylüyordu. Keşaplı Köseoğlu Hamit’in yanına geldiklerinde, Hamit’in koltuğunun altındaki saklı kemençe, Paşa’nın ilgisini çekti.


-Bu nedir? Ağa Hazretleri diye sordu. Osman Ağa:


-Kemençedir Paşa Hazretleri. Uşaklar ateş hattında da olsalar, en ufacık bir boşluk buldular mı Hamit kemençesini çalar, uşaklar da oynarlar, dedi. Mustafa Kemal Paşa:


-Öyle ise, Hamit çalsın, uşaklar da oynasınlar göreyim, dedi.


Hamit çalmaya , uşaklar da oynamaya başladı. Horonların figürlerinden biri olan ‘alaşağı’ yapılırken, ‘çat’ diye bir silah sesi duyuldu. Aldırış eden yoktu. Horon bütün kıvraklığıyla sürüyordu. Uşakların vücutları iliklerine kadar titriyordu. Biraz sonra Co Hüseyin’in bacağından topuğuna doğru kan akmaya başladı. Belindeki horoz tetikli tabanca patlamış, yaralanmıştı. Mustafa Kemal Paşa oyunu durdurdu. Yaralının hastaneye kaldırılmasını istedi. Paşa’nın arabası hazır bekliyordu. Co Hüseyin, ‘Paşam, biz böyle yaralara alışığız.’ diyerek hastaneye gitmeye razı olmadı. Osman Ağa, Mustafa Kemal Paşa’ya, ‘Paşa Hazretleri, bunlar ölürler de horonu bitirmeden bırakmazlar’ dedi.”




Giresun Uşakları TBMM’nin önünde horon tepiyorlar.

***

“GİRESUN GÖNÜLLÜ MAİYET MÜFREZESİ” KURULUYOR


Mustafa Kemal Paşa gördüklerinden o kadar etkilenmişti ki, bu gözü pek uşaklardan 10’unun kendisine muhafız olarak bırakılmasını rica eder. Böylece, 12 Kasım 1920 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın koruyuculuğunu, bir başka tabirle “fedailiğini” üstlenecek olan “Giresun Gönüllü Maiyet Müfrezesi” kurulmuş olur.



Topal Osman Ağa Komutasındaki “Giresun Gönüllü Maiyet Müfrezesi”nde yer alan Atatürk’ün ilk muhafızlarının (fedailerinin) adları şöyledir:

1)Hacı Hüseyin Mahallesi’nden Gümüşresioğlu Mustafa Kaptan


2)Hacı Hüseyin Mahallesi’nden Ahmet Canoğlu Kırlak Hüseyin


3)Hacı Hüseyin Mahallesi’nden Tığlıoğlu Ömer


4)Kapukahve Mahallesi’nden Soloğlu Hüseyin


5)Kayadibi’nden Aşıkoğlu Galip


6)Seldeğirmeni’nden Alişıhoğlu Mehmet


7)Alınyoma köyünden Yılancıoğlu Hasan


8)Akyoma köyünden Osmanoğlu Ali


9)Akyoma köyünden Osmanoğlu Sarı Mustafa


10)Keşap’tan Köseoğlu Hamit (Kemençeci)


Osman Ağa,
bu kutsal göreve başlarken onlara şöyle hitap eder:


“Paşa Hazretleri’nin muhafazası yalnız ve yalnız size aittir. O’nu her yerde siz koruyacaksınız. Uçan kuşlardan dahi. Paşa Hazretleri’ne en ufacık bir şey olursa kendinizi yok bilin. Hatta ve hatta geride bıraktıklarınızı da… O’nun eceli ile bile ölmesine müsaade etmeyeceksiniz!”


***


“BİR ARI UÇSA VURACAKLARDI!”


Canlarını Mustafa Kemal Paşa’ya adamış olan bu kahraman fedailer, o andan
itibaren her gittiği yerde Paşa’larını bir gölge gibi takip ettiler. Şehrin giriş-çıkışlarında, Paşa’nın makam arabasının çevresinde, bindiği trende, meclise gidiş-gelişlerinde elleri tetikte Paşa’nın yanına bir sineğin bile yaklaşmasına müsaade etmediler.

Mevlut Baysal
anlatıyor:


“…Ankara’da kaldığım bir hafta içinde bir gün, dalgın ve düşünceli bir halde Taş Han’ın oralarda dolaşırken, bir kaynaşma oldu. Kulağıma, ‘Mustafa Kemal…Mustafa Kemal!..’ sesleri geldi. Bir de baktım, Anadolu Lokantası’na doğru kol kola iki zat ilerliyordu. Bunlardan gri kalpaklı, gümüşü avcı elbiseli sarışın olanı (O) idi. Ve etrafını, O’nu uzaktan takip eden bir hale gibi, siyah elbiseli bir insan dizisi kuşatmıştı. Siyah başlıklar (kabalak) ve siyah kuşaklarda eller tetikte, Karadeniz çocukları (Giresun Uşakları olacak. S.Ç.), büyük bir dikkat ve teyakkuzla (uyanıklıkla) adım adım ilerliyorlardı. Meşhur Osman Ağa’nın maiyetinden bir müfreze, O’nun etrafında muhafız kıtası vazifesi görüyordu. Bir arı uçsa vuracaklardı
.”(Yakın Tarihimiz,c.4,sayı:41,sayfa:58-59)


İpek Çalışlar
ise, Latife Hanım’ın ilk defa Çankaya’ya ayak bastığı anı şu cümleyle ifade ediyor:


Evin çevresinde Karadenizli korumalar milli kıyafetleri içinde siyah elbiseleri, fişeklik kemerleri, başlarında çatkıları bekliyorlardı.”
(Latife Hanım, İstanbul, 2006, s.46)


***


GİRESUNLU MUHAFIZLARIN SAYISI 200’E ÇIKARILIYOR


Giresun Uşakları’
ndan kurulu muhafız mangasının göreve başladığı günlerde, Mustafa Kemal Paşa ile Osman Ağa arasında varılan mutabakat gereğince, muhafızların sayısının 200’e çıkarılması kararlaştırılmıştı. Ayrıca Pontus çetelerine karşı savaşmak üzere gönüllü birliklere ihtiyaç duyuluyordu. Osman Ağa, Kars’ta bir taburunun bulunduğunu, verilecek her emre hazır olduğunu söylemişti. Hem yeni muhafızları göndermek, hem de Pontus çetelerine karşı savaşacak taburunu hazırlamak amacıyla, yerine vekaleten Mustafa Kaptan’ı bırakan Osman Ağa, Paşa Hazretleri’nden izin alarak Giresun’a döner. İlk etapta 100 kişiyi (Bir bölük) donatarak hemen gönderir.


İlk yüz gönüllünün gönderilmesine ilişkin iki yazışmayı özetle sunuyoruz:



“ İçişleri Bakanlığı’na                                       Giresun/05.02.1921


Özel surette dikkat ve özenle donatılarak hazırlanan Ankara’ya mürettep güzide yüz er bugün saygılarını sunmuş ve yarın Ankara’ya doğru hareketleri kararlaştırılmış bulunduğu arz olunur.


Mutasarrıf Sadrettin



Büyük Millet Meclisi’ne arz.6.2.1921
Dr.Adnan”


Kocaeli Komutanı Albay Halit Bey’in, TBMM Başkanlığı’na aynı konudaki yazısı:



“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na,                               7.2.1921

1-Maiyeti devletinizde muhafızlık görevini yapmak üzere yüz silahlı erin Ankara’ya hareket ettirildiği Giresun’dan bildirilmiştir. Bu yolda yüksek emirlerinizin olup olmadığının bildirilmesini arz ederim.

2-1-179 numaralıdır.

Kocaeli Komutanı Albay Halit”


TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa’nın Albay Halit Bey’e cevabı:


“Geyve yoluyla Kocaeli Komutanı Albay Halit Bey’e.             Ankara 8.2.1921

Cevap:7.2.1921 tarihli şifreye

Giresun Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Belediye Reisi Osman Ağa’nın Ankara’da bulunduğu zaman söz konusu 100 silahlı erin Giresun’dan buraya gönderilmesi kararlaştırılmıştı efendim.

T.B.M.M. Reisi

Mustafa Kemal”


Bu birinci gruptan bir hafta sonra da ikinci 100 kişilik grup; emekli Jandarma Binbaşısı Şevket Bey komutasında Ankara’ya doğru yola çıkarılır.

***


MECLİS MUHAFIZ TABURU


Tamamı, Osman Ağa tarafından gönüllü Giresun Uşakları’ndan oluşturulan ve “Giresun Gönüllü Maiyet Müfrezesi” adı verilen Muhafız Birliği’nin er sayısı, Mustafa Kemal Paşa’nın isteği doğrultusunda yukarıda da açıkladığımız üzere zamanla 200’ün üzerine çıkarılınca, adı “Riyaset-i Celile Muhafız Bölüğü” olarak değiştirilmiş, bilahare bu ad “Meclis Muhafız Taburu”na dönüştürülmüştür.




TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa Meclis’ten çıkarken Giresun Uşakları’nın tüm dikkatleri Paşa’larının üzerine odaklanmış durumda.



M.Kemal Paşa Hazretleri nerede, Giresun Uşakları orada!

Bu taburun içinde, daha önce de bahsettiğimiz üzere İsmail Hakkı Bey (Tekçe)’in de bir takımı vardı.

Cumhuriyet
’in kurulmasıyla birlikte bu tabur; tamamı düzenli ordu erlerinden oluşturulup mevcudu artırılarak “Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı” adını almıştır.


18 Aralık 2011 tarihinden itibaren yerini emniyet teşkilatına bırakan Meclis Muhafız Taburu, sözünü ettiğimiz bu Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nın bir parçası idi.


Sessiz, sedasız o da tarih oldu.


Ne demiş şair:


“Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer!”


Hem de nasıl?..


Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    GAZETE MANŞETLERİ

    HAVA DURUMU

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    ANKET Sonuçlar Tümü

    ?Hangi Ülkenin Aracını Kullanıyorsunuz?

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:

    E-GAZETE

    SENDE YAZ

    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    ARŞİV