NEYİNİZE YETMEZ Sedat Murat BAYRAK 26 Aralık 2011 Pazartesi 21:02
Yöremizin en önemli ürünü, başımızın tacı, fındığımızın yağının gerek sağlık, gerekse lezzet açısından ne kadar önemli ve kaliteli olduğunu senelerdir anlatıyorum… İnsanımızın karakteristiğinden midir? Vurdum duymazlığından mıdır? Fayda bilmezliğinden midir? Nedendir bilinmez, şimdiye kadar anlattıklarım; genellikle ya yaptığımız işlerle alakalandırılarak çok ciddiye alınmadı yada fazla duyuramadık. Akademisyenlerle ve bilim adamları ile Üniversitelerde paneller düzenledik, ulusal, yerel, internet her türlü medya mecrasında ilan, duyuru, röportaj, reklam her türlü faaliyeti yürüttük, ucuz sattık, pahalı sattık, olmadı kampanyalar yaptık, yaptık, yaptık. Fındık yağını duyurduk duyurmasına da bir mısır yağı, ayçiçeği yağı, kanola yağı… kadar tercih ettiremedik. Size aşağıda, bir makale sunuyorum… Yazanı tanımam bilmem, ancak yazının teknik dilinden anladığım kadarı ile konusuna hakim değerli bir hekim. Unutmayın; “Kalitesiz ucuz gıdalarla kaybedilen sağlık, hiçbir servetin satın alamayacağı kadar pahalıdır”. Okuyun da bahçenizdeki hazineyi neden yeterince kullanmadığınıza hayıflanın. Kalemine sağlık sevgili Uzm. Dr. Suat SİNCAN
FINDIK YAĞI NEYİNE YETMEZ EY GİRESUNLU
Ey okuyucu;
Son haftalarda, bir çok arkadaşımızla, yeme-içme muhabbeti yaptık. Her muhabbetin sonunda, geldiğimiz nokta, evimizde kullandığımız yağlar oldu.
Mısır özü yağı, evlerimizde en çok kullanılan yağ sıralamasında birinciliği alırken, ikinciliği ayçiçeği yağı aldı. Zeytin yağının üçüncü, kanola yağının dördüncü olduğu sıralamada fındık yağı sonunculuğu aldı.
Gördük ki; kanserojen diye bir çok gıda maddesini evine koymayan insanlar, mutfakta kullandığımız yağlara gelince su koy veriyor. Fındık memleketi diye geçinen Giresun ‘da, fındık yağı kullanımı konusunda bilinçsizlik ise hayretler uyandıracak seviyede! Böyle bir sonuç karşısında; başladık arkadaşlarımıza bildiklerimizi, onlarında anlayabileceği şekilde anlatmaya…
Bilmeniz gereken ilk şey şu: doymuş yağların fazlası kalp sağlığı ve kanser oluşumu açısından zararlı. Bunlarda omega 6 fazla.
Bilmeniz gereken ikinci şey de şu: doymamış yağların azı kalp sağlığı için iyi! Bunlarda da omega 3 fazla olanlar var (zeytin yağı, kanola, fındık yağı), omega 6 fazla olan var (mısır özü yağı, ay çiçek yağı, soya yağı)
İnsan vücudunda bir yağ dengesi var: Omega 3 denilen yağ faydalı yağ iken omega 6 denen yağ, zararlı demeyelim ama fazlasını çok istemediğimiz bir yağ! Bu denge, omega 6 tarafına doğru bozulursa, sizin de bildiğiniz bir sürü hastalık başlıyor. Omega 3 tarafına kayarsa, hastalıklara karşı koruyucu etki artıyor.
Omega-3 ve omega-6 alımınızı sağlıklı bir dengeye getirmek iki yönlü bir yaklaşım gerekiyor:
Birincisi; omega-3 yağı alımını artır. Nasıl? Balık ye, fındık ye, ceviz ye, badem ye, keten tohumu ye! Paran çoksa git, eczaneden balık yağı kapsülü al, iç! ‘’Onun da nereden elde edildiği belli değil ama!’’
İkincisi; omega-6 formundaki yağların alımını olabildiğince azalt. Nasıl? Zeytinyağı ye, fındık yağı ye! Dolayısıyla mısır özü yağı yeme, ay çiçek yağı yeme!
Bir diğer seçenek de omega-6 yönünden zengin yağlar yerine doymuş yağlar kullanmaktır. Neden doymuş yağ? Hani sağlığa zararlıydı???
İşte yanıt: Aldığınız günlük toplam kalori içersinde doymuş yağların payı % 10’un altında kaldığı sürece margarin yerine bir parça taze köy tereyağı-ki mükemmel bir omega-6/omega-3 oranına sahiptir- kullanmakta sakınca yoktur. Vücudun belli fizyolojik fonksiyonlar için bir miktar doymuş yağa ihtiyacı vardır. Sadece sınırları aşmamak gerekir.
Ey doktor, tamam da, nedir bu yağların sağlığımızla ilgisi filan ilgisi derseniz, işte zurnanın son deliği orası:
İstanbul Tıp Fakültesinde düzenlenen metabolizma ve beslenme kongresinde, hocaların bildirilerinden öğreniyoruz ki mısırözü yağı, ayçiçeği yağı, soya yağı gibi omega-6 ağırlıklı sıvı yağların ısıtılması sonucunda trans yağ asitleri oluşmaktadır. Bu yağlar ise hipertansiyonu, kalp ve damar hastalıklarını hatta trans yağların sinir kılıfından omega-3’ü kopartıp yerine geçerek alzheimer, parkinson ve multipl skleroz hastalıklarını artırmaktadır.
Mısır özü yağı, mısır tanelerinin rüşeyminden elde edilen bir yağdır. Nişasta ve glukoz şurubu üretimi sırasında, yan ürün olarak rüşeymden mısır özü yağı da elde edilmektedir. İnanabiliyor musunuz? Adamlar, sağlığa zararları kanıtlanmış nişasta bazlı şekerleri yaparken yan ürün olarak mısır özü yağı yapıveriyorlar. Benim arkadaşlarım da, marketten çocuklara aldığımız gofretlerde, nişasta bazlı şeker taraması yaparken evlerinde mısır özü yağı ile yemekler yapıyorlar!!!
Bilin bakalım? Mısır özü yağı yaparken kullanılan mısırlar, nereden geliyor? 1930 lardan itibaren mısır üretimini arttıran A.B.D.’den. Yalnız ufak bir sorun oluyor: Yüksek yağ içeren mısırlar, az ürün veriyor. Bu nedenle,1975 -1980 arası, azıcık genetikleri ile oynuyorlar. Oldu mu sana GDO lu mısır ve ondan üretilen mısır özü yağı! Düşünün bakalım, mısır özü yağı, bizim ülkemize ne zaman girdi? Siz yanıtı düşünürken şunu da sorayım: nişasta bazlı şeker denilen mısır şekerine Almanya’da binde 8,9 kota ayrıldığı halde, bu oranın ülkemizde % 15 olmasına neden olan kişi kimdir?
Gelelim ay çiçek yağına! Bizim çocukluğumuzda, ay çiçeği bitkisi çekirdeği siyah olurdu. Sonra yağ yüzdesini artırmak için kabak çekirdeği ile birleştirilerek bu gün bildiğimiz ay çiçeği bitkisi oluştu. Nedir bu? Tamamı GDO olan ayçiçeği bitkisi. Kim eker? Önceden Trakya çiftçisiydi. Şimdi gemilerle ithal geliyor. Sen ne yapıyorsun? Yerli malı, yurdumun malı deyip gemilerden inen yağı alıyorsun!
Kanola yağını biraz ayrıntılı anlatacağım; çünkü çok ucuz. Bu nedenle, çok önemli bir halk sağlığı sorunu oluşturabilme potansiyeli mevcut. Haberimiz olmadan ekmekte, margarinde ve her çeşit işlenmiş gıdada kanola yağı kullanılmış olabilir.
Kanola Yağı, kolza bitki tohumlarının genetik yolla ıslah edilmesi ile elde edilmiş tohumlardan üretilen bir yağ çeşididir. Kanada tarafından geliştirilip dünyaya tanıtıldığından dolayı "Canadian oil, low acid" kelimelerinin başlangıç harflerinin birleştirilmesinden oluşturulan canola (kanola) ismi ile yayılmıştır.
Kolza yağı, uzun yıllar makinalarda ve bilhassa buharlı makinalarda, yağlama maddesi olarak kullanılmıştır. Avrupa’da, 1986-1991 arasında sığır, koyun vs gibi büyükbaş hayvanların yemlerinde kolza yağı kullanılmaktaydı. O dönemde, hızla deli dana hastalığı çıkınca, yasaklandı. Az daha genetiği değiştirilerek nispeten zararsız (?!?) formu yapıldı.
Marketten, bir margarin alıp içindekileri okuyunca görürsünüz. Margarinler ’’hidrojenlenmiş nebati-bitkisel –yağ’’ içerirler. Hangi bitkinin yağı ? Çoğu markada yazmaz. Bir de fiyat ucuz ise, sizce hangi bitkiden elde edilmiş yağ olabilir?